|
Sona eren konferansın sonuçları sadece dünyanın simasını belirlemekle kalmayacak; milyonlarca insanın yaşamına da yön verecek. Kopenhag’da ele alınacak konu, yerküre üzerindeki yaşamın temelleriyle, dünya atmosferinin tehlikeli bir ısınmaya karşı korunmasıyla ilgili ayrıntıları anlatıyor Son yıllarda kuzey kutbunda ve dünyanın bir çok yerinde kendini hissettiren küresel ısınma Türkiye’yi de tehdit ediyor. Özellikle Türkiye’nin Akdeniz bölgesi küresel ısınmadan en fazla etkilenecek bölgeler arasında ..Bu konuda yapılan konferanslarda ise küresel ısınma ile ilgili çalışmalar sürüyor.
Kaderimizi belirleyecek bir konuda nasıl bir karar çıkacağını önümüzdeki günlerde hep birlikte göreceğiz. Neredeyse yeryüzünün tüm ülkelerinin delegeleri bu günlerde Kopenhag’da iki haftalığına bir araya geldiler; bu toplantıyla belki de bugüne kadar gerçekleşen en büyük buluşma yaşanacak. Toplanacak konferansın sonuçları sadece dünyanın simasını belirlemekle kalmayacak; milyonlarca insanın yaşamına da yön verecek.
Kopenhag’da ele alınacak konu, yerküre üzerindeki yaşamın temelleriyle, dünya atmosferinin tehlikeli bir ısınmaya karşı korunmasıyla ilgili.Halihazırda insanlığın hayatını idame ettiriş biçimi yüzünden, içinde bulunduğumuz yüzyılın sonuna geldiğimizde, sanayi öncesi dönemle kıyaslandığında küresel ısıda muhtemelen 7 derecelik bir ortalama artışa yol açacak. Bu ısı artışı, 15.000 yıl önce yaşanan buz devrinden sonraki dönemde gerçekleşen ısı artışından daha fazla ve daha büyüktür. O dönemde dünya ısısı ortalama 5 derece arttı, ama bu artış 5000 yıldan fazla bir zaman aldı. Doğal nedenlere bağlı bir değişimdi o zamanki; oysa içinde bulunduğumuz dönemdeki iklim değişikliği insan eliyle gerçekleşiyor. İnsan, çok miktarda fosil enerji kullanıyor, yani kömür, petrol ve gaz yakıyor. Çok fazla ormanı yok ediyor. Ve hepsinin üstüne tarlaları ve çayırlıkları yanlış yöntemlerle işliyor, yani iklime zarar verici bir tarım faaliyeti yürütüyor. Eğer bu durum değişmezse önümüzdeki dönemlerde, bugün 7 milyar olan insan nüfusunun yaklaşık onda biri, deniz seviyesi yükseleceği için yaşama alanlarını terketmek zorunda kalacak.Bu büyük tehlikenin farkına varılmış durumda ama önüne geçilmiş değil. 1992 yılında Rio de Janeiro’da toplanan dünya zirvesi bu yöndeki ilk adım olarak, uluslararası hukuk temelinde alınan bir kararla sera gazı yoğunluğunu düşürerek “iklim sisteminin olumsuz etkilenmesi”ni önleme amacını deklare edilmişti. Bu adımı beş yıl sonra imzalanan Kyoto Protokolü izledi; sanayi ülkelerinin çoğu ve eski Doğu Bloku ülkeleri de dahil olmak üzere kırka yakın ülke bu protokolle, iklimi etkileyen gazların salımını azaltmak veya en azından sınırlamak üzere taahhütte bulundu. Ne var ki Rio’da 1992’de verilen söz de, Kyoto’da edilen yemin de bugüne kadar etkili bir sonuç sağlamadı.İklimi etkileyen gazlar içinde en önemlisi olan karbondioksit (CO2) Rio Konferansı’ndan bu yana yaklaşık üçte bir düzeyinde artarak yılda 30 milyar ton gibi bir miktara yükseldi.
Kyoto Protokolü’nün emisyon azaltımı görevi yüklediği Batılı sanayi ülkelerinin iklim gazı salımları 1990’dan bu yana toplamda azalmadı, hatta küçük miktarda artış bile gösterdi. Üstelik eski Doğu Bloku ülkelerinin yaşadığı ekonomik çöküntü, yoğun biçimde ve bugüne kadar uzanan bir emisyon azalmasına yol açtığı içindir ki, “Kyoto ülkeleri” toplamda sınırın biraz altında bir emisyon salımını sağlayabildi. Burcu Bahar Çağlar-Mersin-Türkiye |